Suya sabuna dokunmadan yazmak!
Bugün yazımı yazarken suya sabuna dokunmadan yazmayı ve yaşamayı düşündüm. Nede rahat ve güzel olurdu..

YÜCEL KEMENDİ
-Suya sabuna dokunmadan yazmak!
Bugün yazımı yazarken suya sabuna dokunmadan yazmayı ve yaşamayı düşündüm.
Nede rahat ve güzel olurdu..
Ben bunu bir türlü beceremiyorum.
Toplumsal konularda, toplumun çıkarları olduğu zaman elbette suya da, sabuna da dokunmak gerekiyor diye düşünüyorum.
Zor zamanlardan geçiyoruz, bunun bilincindeyim.
Zor zamanlarda yazmanın zorluklarınıda çok iyi biliyorum.
Normal zamanda yazdığınız bir makale normal karşılanırken, zor zamanlarda birçok insanin düşüncesinden farklı bir şeyler yazdığınızda kıyamet kopuyor.
Yazılarımız engelleniyor,
Hain ilan edilip yazılarınızın yayınlandığı yerlerde birdaha yazma imkanı bulamıyorsunuz.
Evet, ülke olarak zor zamanlardan geciyoruz.
Onun içinde böyle zamanlarda okurlarım için aklın ve tartışma kültürünün yerini duygular alıyor.
Onuda biliyorum.
Eğer İnsanlar hissi düşünürlese, hissi davranırlar dolayısıyla da hissi kararlar alırlar.
Ancak Cumhuriyet döneminde ne zaman zor zamanımız olmadı ki diye düşünmedende edemiyorum.
Eş dost, beni seven büyüklerim ve bazı samimi ortamlarda bu zamanda bu tür yazmakla başımın ağrıyabileceğini ifade edip en azından suya sabuna dokunmayan yazılar yazmamızı telkin ediyorlar.
Bu şekilde beni düşünen dostlarıma da sonsuz teşekkur ediyorum.
Suya sabuna dokunmadan yazmak…
Geçmiste birçok yazar “İyisi mi bir yazar, hep suya sabuna dokunmayan yazılar yazmalı.” demiş ve yazmışta,
Ama ben Orhan Veli değilim onun içinde yapamıyorum.
Suya sabuna dokunmamak ne demek?
Birilerinin beğenmediği konulara değinmemek, bunlardan söz etmemek;
yani sözleriyle, davranışlarıyla kimseyi rahatsız etmemek…
Beni tanıyanlar beni bilirler benim böyle bir köşe yazarlıği yapmam mümkün mü?
Beğenmeyenler köşe yazısı nedir bilirlermi?
Köşe yazısı yazarın güncel bir konuda kişisel düşüncelerini eleştirel bir bakış açısıyla yazması değil midir?
Hem güncel bir konuda yazacaksiniz hem eleştirel bir bakış açısına sahip olacaksınız, hem de suya sabuna dokunmayacaksiniz.
Yazdiklarınızla poliside hırsızıda memnun edeceksiniz.
Kırk yıldır değişik gazetelerdede haftalık olarak kültürel ve sosyal hayata dair düşüncelerimi paylaşıyorum.
Yazılarımda hep var olan, doğru olduğu veya gerçekleştiği kabul edilen yalan olmayan, doğru olan hakikat olan konuları işledim, fikir jimnastiği yapmaya çalıştım.
Hiçbir zaman kişi özel hayatına girmedim.
Kurumları irdelemedim.
Bununla birlikte çoğu zaman makalelerimden bazı kişi ve kurumların rahatsız olduğunu da biliyorum, olmalılar da.
Evet, yazılarımda kamuoyunun alışageldiği düşünceleri tekrar edip durmuyorum.
Okuyucuya farklı bir bakış açısı vermeye çalışıyor; farkında olunmayan noktalara dikkat çekmek istiyorum.
Bir köşe yazarının yapması gereken de hakaret etmeden, rencide etmeden yapıcı eleştirilerini köşesinde paylaşmak değil midir?
Açıkçası eleştiri olmadan, farklı bakış olmadan ne köşe yazısı ne de gazete olabileceğini düşünmüyorum.
Suya sabuna dokunmadan yazmak…
Peki, bu yazımızda suya sabuna dokunmadan yazayım isterseniz:
Yok, yok, olmuyor, suya sabuna dokunmadan yazamıyorum.
O kadar gazete var, yazar var, her gün methiyeler, döşüyorlar, dediğinizi duyar gibiyim.
Evet, dediğiniz gibi onlar methiye yazıyor,
Onların yazdığı köşe yazısı değil ki.
Sütten dili yanan, yoğurdu üfleyerek yermiş. Biz yoğurdun üfleyerek yenmeyeceğini çoktan öğrendik.
Gönlünüz temiz ve güzelliklerle dopdolu olsun.
Saygı sevgi ve muhabbetlerimle...


